Hata Yapma Korkusu Üzerine

Herşey “evladım koşma, düşersin” cümlesiyle başlıyor belki. “Düşer-sin” sözcüğündeki kesinlik ve keskinlik çocuklara düşmenin, daha genel olarak hata yapmanın ne kadar kaçınılmaz ve ne kadar istenmeyen bir davranış olduğunu iletiyor. Eğitim sistemimizde hata yapmanın fenalığı, dört yanlışın bir doğruyu götürmesiyle somutlaşıyor. Diğer bir deyişle, hata yaparsanız doğru yaptığınız işlerin de anlamı kalmaz deniyor çocuklara. Hata yapma korkusu öyle bir noktaya geliyor ki, hata yapmamak için gençler “denememeye” başlıyor, hiç “o işlere” girmiyorlar. “O işler” kimi zaman İngilizce öğrenmek oluyor, kimi zaman bir staja başvurmak.

Bu eğitim anlayışı hayatın dışından bir bakış açısını yansıtıyor. Çünkü hayatta hata yapmadan öğrenmek, ilerlemek mümkün değil. Bunu bize en iyi birer öğrenme makinesi olan bebekler gösteriyor. Bebekler yüzlerce kez aynı hareketi yapıp yüzlerce kez başarısız olabiliyorlar ve ancak deneyerek öğreniyorlar. Belki bu yüzden çocukların bebekliklerindeki öğrenme alışkanlıklarını sürdürebilecekleri, yaşayarak ve yaparak, bazen başaramayarak öğrenecekleri bir okul olması bu kadar önemli.

Hata yapma korkusunun bireyden ziyade topluma zararlı bir tarafı da var. Hata yaptığında, başarısız olduğunda aşırı öfkelenen, çevresine zarar veren kişiler çıkabiliyor. Hata o kadar kabul edilmez bir şey ki, hata yapmış olmaktansa saldırgan davranış sergilemek yeğ. Belki bu yüzden dilimizde sürekli bir “yapıcı eleştiri” lafı var. Bir konuda eleştirel olacaksak “yapıcı” olmamız, yani mümkünse fazla hata bulmamamız bekleniyor bizden. Ancak bu söz, tabii ki eleştirinin doğasına aykırı ve varlığının temel sebebi de hataya düşmekten duyulan derin korku.

Oysa hata kadar iyi bir öğretmen yok. Öncelikle hata yapabildiyseniz, denemişsiniz demektir, bu da ilk dakikadan cesur olduğunuzu, yeniliklere açık olduğunuzu veya bu hasletleri öğrenmiş olduğunuzu gösterir. Hata yapma korkusunu aşan ve hata yapan kişi, başkalarının hatalarına karşı da anlayışlı olabilir, böylece toplumda birbirimize karşı tahammülümüz gelişebilir. Tabii ki, asıl kazanç, hata yapanın hatasını kendi egosundan biraz olsun sıyrılarak analiz etmesi ve yanlışlarını tespit ederek tekrara düşmemesiyle gerçekleşir.

Hata yapma korkumuz o kadar içimize işlemiş ki, anne-baba olduğumuzda da ebeveynliğimize “acaba hata mı yapıyorum, yanlışlarım neler?” penceresinden bakıyoruz sürekli. Oysa hepimiz -birden çok çocuğumuz da olsa her çocuk ayrı bir birey olduğu için- ilk defa ebeveynlik yapıyoruz, ilk denememiz… Hata yapmamamız imkansız. Asıl yaralayıcı olan hata yaptığımızı inkar etmemiz, çocuklarımıza karşı dürüst olmayışımız. Oysa “hata ettim, şöyle yapmam lazımdı” diyebilen bir ebeveyn veya öğretmen ne kadar güzel bir örnek çocuklar için. Bir hamlede hatayı sıradanlaştırabiliyoruz, hata yapınca aşırı tepkiler vermemeyi gösteriyoruz.

Çocuklarımızın yanında yaptığımız her hata aslında birer fırsat. Verdiğimiz tepkiyle beraber onlara duygusal olgunluk ve hatayla başa çıkma konularında yardımcı olabileceğimiz anlar bunlar. Bir sonraki hatanıza bir de bu gözle bakın.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir